15-01-2018 Sema Günay

Resim ve heykel sanatının plastik sanat; edebiyat ve müziğin fonetik sanat olarak tanımlandığı sanat felsefesinde dramatik ya da ritmik sanat olarak kabul edilen tiyatro antik çağlardan beri var olan bir sanat dalıdır.

İlk kez m.ö. 6. yüzyılda Antik Yunan’da  Bereket tanrısı Dionysos’u kutsamak için yapılan bağ bozumu şenliklerinde şarkılar söyleyip dans eden koronun karşısına lirik bir üslupla konuşan bir oyuncunun çıkarılması diyalogun algı değerlerini etkileyici etkisini ortaya çıkartmış ve yüzyıllar içerisinde bir metne uyarlanarak gerçekleşmesi ile zamanla günümüzdeki tiyatro sanatı oluşmuştur.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda“tiyatro sanatı, drama”, “dram” ya da “dramatik edebiyat” olarak da adlandırılmaktadır.

Bir metne dayalı tiyatro dışında doğaçlama olarak XVI.yy da ortaya çıkan  İtalyan halk tiyatrosu Atellan farsı ile mimus özellikleri taşıdığı ortaçağ jönglörleri (mimus Jonglör, açık havada belirli bir sayıdaki nesneyi havaya atıp tutan, bu esnada en az bir adet nesnenin seyahat halinde (havada) olmasını sağlayan sirk veya sahne sanatçısı) ile soytarılarının bir uzantısı olduğu söylenen Commedia Dell’arte ilk başlarda karnavallarda oynanırdı. Doğaçlama; Commedia Dell’arte’yi tanımlayan en önemli karakteristik özelliktir.

Doğaçlamaya dayalı bu gösterilerin oyuncuları, yazılı metne bağlı olarak oynayan diğer oyunculardan daha farklı bir ustalığa sahiptirler. Bu oyun biçiminde oyuncular aynı zamanda oyununda yazarıdır.

19.yy.da ortaya çıkan Anadolu kültüründe yer alan “Orta oyunu’da benzer özelliklere sahip idi.

Barok çağa özgü ve yeni bir tür olan, adına 'commedia a soggetto' da denilen tuluat tiyatrosu, Antik Roma komedyası (Plautus) ile Rönesans edebi komedyası olan Commedia erudita, akrobasi ve soytarı (saltimbanchi) sözsüz oyunu Commedia Dell’arte’de bir araya gelmiş, Avrupa’da tam ikiyüzyıl ilgi ile izlenmiştir.

Provasız oynanan  bu oyunda yer alan karakterlerden olan ve III.solo resim sergimde vb.eserimde resimlediğim günümüz tüketici bireyini, ondan esinlenerek ele aldığım  “Mutsuz Palyaço Pierrot”  hariç tüm tiplemeler maske takmaktadır. Pierrot yüzünü beyaz bir boya ile kapatır ve sol yanağında daima bir yaş vardır.

Geride bıraktığım yılın son günlerinde bana bir okuyucum tarafından bir tiyatro bileti armağan edildiğinde çok duygulanmıştım. Bu özel gala gösterimi yapılacak olan tiyatro Cem Özer ‘in de yer alacağı “Ömürsün doktor”adlı oyundu.Oyunu kaçırırım korkusu ile Pazar günümü Taksim İstiklal caddesinde geçirdim ve salona iki saat erken gittim.Oyundan o kadar etkilendim ki bu yazıyı yazmama ilham oldu.

En çok etkilendiğim sahne memur ile general arasında yaşanan ağır çekim sahnesi idi.İnanılmaz bir gerçeklik, müthiş bir performans vardı.Cem Özer, Türk tiyatro sanatının usta oyuncularından ve Türkiye’nin ilk ve en esaslı talk Show üstadı,tıpkı geçtiğimiz yıl kendi sahnesinde izlediğim Haluk Bilginer ‘in “pencere”adlı oyunundaki gibi müthiş bir şekildebizleri etkiliyordu. İnandığım şudur kiözel enerjili insanlar el attığı pek çok işin hakkını,hakkı ile veriyor.

Bu arada “Pencere” adlı oyununda  spagetti pişirme sahnesinde doğradıkları gerçek sarımsağın bizde yarattığı açlık ve yemek hissini asla unutamadığımı sizlerle paylaşmadan geçmek istemedim.

Her iki oyunda son yıllarda izlediğim en başarılı oyunlardandı ve Cem Özer’in yer aldığı “Ömürsün Doktor”sanki “commedia dell arte” karakterlerinin yaşattığı doğaçlama eğlenceyi yaşatmıştı bana.

Gala sahnesi olduğu için seyircilerin büyük çoğunlukla usta sahne ve sinema oyuncuları,yapımcıları ve yönetmenlerinden oluşuyordu.

Oyun arası ve sonrasında seyircinin ve benim yüz ifadem gülmekten yorulmuş bir hale gelmişti.

Bu gülüş hem acı hem mutlulukla karışıktı zira halkın içinde bulunduğu durumu bir hastane ortamından izleyeceğimi zannederken ünlü yazar "Anton Çehov, yaşadıklarını ve öykülerini büyük bir samimiyetle seyircisiyle paylaşıyordu.Anlatımı ile  sınıf farklarını ve insanlar üzerinde yol açtığı etkileri dahi sindire sindire seyirciye aktarıyordu.Bana kalırsa işte buydu tiyatro ve işte buydu doğaçlama gibi duran usta işi bir oyun!

Belki aylarca onlarca prova ile sürmüştü hazırlanmaları,metinlerin yazılması ve oyuncuların seçilmesi gibi bir çok detay.

Ancak seyirci için anafikir ve nasıl sunulduğu önemliydi.Sanki o anda oluşuyordu herşey,sokakta izliyormuş gibi hissediyor olmam “commedia dell arte(usta işi oyun) gibi algılamamı sağlamıştı.Oyuncuların maskesi olması şart değildi.

Açıkçası oyun öncesi sinema galalarındaki gibi bir kokteyl niçin yoktu sorusu hiç aklıma gelmemişti,”Kırmızı halı” fotoğrafları için çıldıran çılgın kitleler de yoktu.

Salonda Sadece ruhlarını eğitmek isteyen gerçek bir seyirci kitlesi ve capcanlı bir sanat ortamı vardı.

  Tiyatro’nun diğer sanatlardan ayrılan yanı işte bu farklılıklardı sanırım.Tıpkı  gerçek yaşam da kaderinizi yaşadığınız hayat sahnesi ,oyuncu olarakesas insan siz, gölgeniz, ruhunuz  ve diğer oyuncular olarak karşınıza çıkan gerçek karakterler gibi.

Sanat, sağlık, saygı,sevgi ve umut dolu günler ile birlik ve beraberlik içinde kalınız.


Bu yazı 238 defa okunmuştur.



Sema Günay Diğer Yazıları
Tüm Detaylar En Alt - 468x60
CLK- Detay Sağ 1 - 300x250
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
ÜMRANİYE RAMAZAN2 Detay Sağ 2 - 310x310
Emniyet1 Detay Sağ 3 - 300x250